Yazı Detayı
10 Haziran 2018 - Pazar 13:20
 
Ülkemizin Seçilecek İlk Başkanına açık mektup
Binali KOÇOĞLU
kocaeliekspreshaber@gmail.com
 
 

Sayın Başkanım:
Türkiye Cumhuriyeti 1. Başkanı olmanız hayırlı olsun. Allah sizi yapacağınız hayırlı çalışmalarda muvaffak ķılsın.
Bu mektubu size 14 yıllık eğimci ve islam tarihi dr. olarak yazıyorum. Umarım size ulaşabilirim.
Ülkemizin içinde bulunduğu bir sürü proplemin mevcut olduğunu biliyoruz; terör, adalet, ekonomi vb. Fakat herşeyin başının eğitim olduğunu ve herşeyin çaresininde eğitimde olduğunu çok iyi biliyoruz. Biliyoruz fakat ne hikmetse bir türlü eğitim ve öğretimde düşünmeye, eleştirmeye, üretmeye ve hayata hazırlamaya dönük bir sistemi kuramıyoruz. Maalesef eğitim sistemimiz; üniversitede dahil olmak üzere, zaman üzerine kurgulanmış, daha çok ezbere ve oyalamaya dayalı bir sistem olmuştur. Öyle bir sistem ki! düşünemeyen, eleştirmeyen, özgüveni eksik, sosyalleşmeyi sosyal medya zanneden, sadece test çözebilen yani hayatın ve ilmin realitesinde karşılığı olmayan bir sistem. Bu durumu bir kaç örnekle açıklamaya çalışayım. biz ülke olarak 100 yıldır dünya çapında ne bir bilim adamı, ne bir sanat adamı, ne bir spor adamı nede bir düşünce adamı yetiştiremedik. Mesala 80 milyon ülkeyiz ama olimpiyatlarda nufusu Kars kadar olan ülkelerin gerisinde kalıyoruz, yada biz halen daha çağ açıp kapatan istanbulun fethini veya da dünyada eşi benzeri görülmemiş sarıkamış dramını bile sinemaya aktarıp anlatacak sinemacılar yetiştirememişiz. Veyada bir arabayı monte etme dışında herşeyi ile üretecek mühendisler bile yetiştirememişiz. 
Bırakalım bunları, ögrencilere birinci sınıftan itibaren matematik ve yabancı dil dersleri veririz ama 12 sene sonunda yabancı dili bilen sayimız sıfır, matematik başarı oranımızda belli okullar hariç sıfıra yaķın! Neden!!!
Bu vahim durumdan nasıl çıkacağız;
Ve ne yapmalıyız:affınıza sığınarak kendi fikirlerimi arz etmek istiyorum.
1. Eğitimi ideolojik kaygılardan arındirmaliyiz.akılcı ve bilimsel bir temel üzerine oturtmalıyız.
2. Eğitimin en büyük felaketi değişimin kendisidir. Ne! olur değişimi bir defa yapalım, tam yapalım bir dahada degiştirmeyelim. Zira egitimin en büyük proplemi sürekli sistemin değiştirilmesidir.(sürekli yol değiştirenin hedefe varması imkansızdır)
3. Ögrenciler 4.sınıftan itibaren; bilim, spor,sanat ve meslek okullarina yönlendirilmeli ve bu yönlendirmede ögretmenlerin kanaatleri ağırlıklı olmalıdır.
4.5. sınıftan itibaren çocuk kendi alanına yoğunlaşmalı yüksek hedeflere motive olmalıdır. Misal;sporcu olacak çocuk 5.sınıftan itibaren sadece milli-ahlaki değerler dersleri ve spor dersleri almalı. yani bu öğrencilere matematik, veya fizik dersi verip vakitlerini heba etmemeliyiz.bu dersleri versekte olmuyor zaten ki buda girdikleri ygs sınavlarında çözemedikleri sorulardan net görünüyor.
Yada fen bilimleri eğitimi alan öğrenciye de alan dışı dersleri temel dışında vermemeli vakitlerini çalmamalıyız. 
5. Zaman üzerine kurgulanmış eğitim sistemi terk edilmeli, ilim ve bilim üzerine kurgulanmalıdır.
yani; bir öğrencinin 12 yıl ilköğretim lise, 5 yıl ünüversite ,3 yıl master, 4 yıl doktora, 3 yıl doktor öğretim üyeliği, 3 yıl doçentlik toplam 30 yıl süren okul hayatının ardından profesör olacak, ve bu insan 35- 40 yaşlarında üretmeye başlayacaktır. Bu yaştan sonra ne kadar üretebilir! ne üretebilir!!
Peki 30 yıl da öğrenilen ve kazanılan edinimler 20 yılda veya 15 yılda kazanılamaz mı? Yani bir lise öğrencisi 4 yılda aldığını 2 yılda alamaz mı? Yada üniversite öğrencisi 5 yılda aldığı kazanımları 2 veya 3 yılda alamaz mı? Bizim tarihimizde taberi, ibni sina, ibni teymiye, ali kuşçu gibi alimler 40 yaşında mı alim oldular? 18 yaşında sultan sohbetlerine katılacak kadar üst düzey alim olan ilim insanlar 25-30 yıl eğitim mi gördüler. Hayır onlar kitap üzere okudular basamak basamak (günümüz deyişiyle level atlayarak) öğrenerek ve kavrayarak bir üst basamağa geçtiler, öğrendiler, kavradılar ve mezun olunca donanımlı, Özgüvenli, sorgulayan, düşünen ve üreten ilim adamları oldular.
6. Okullardaki sınavlar yazılı sınav yerine daha çok bir komisyonun huzurunda mülakat usulü olmalı ve geçenler bir üst evreye devam ettirilmeli.
7. Öğretmenlik mesleğinin medyamızda yer alış şekli çok çirkindir ve devlet bunun önüne geçecek tedbirleri almalıdır. misal; filimlerde öğretmen; salak, müdür; paragöz, imam ise üç kağıtçı rolündedir. Neden böyle yapılır ve bununla ne mesaj verilmek istenir, bunu izleyen ögrencinin öğretmene bakışı nasıl olur!! Oysa ki batı filimlerinde öğretmen ve rahip filmin en saygın ve güvenilir karekterleridirler!!
8. Eğitimi kesinlikle bakanı, müsteşarı, genel müdürleri kısacası eğitimi idare edenler öğretmen kökenli olmalıdır. Nasıl sağlık bakanı veya adalet bakanı kendi branşları dışında olmuyorsa, meb bakanı ve bürokratlarıda kendi branşı dışında olmamalıdır. Zira eğitimcilik en ez sağlık ve adalet kadar profesyonellik isteyen bir alandır. Çünkü doktoru da hakimi de yetiştiren eğitim sistemidir.
Sonuç olarak; eğitım ülkemizin en önemli konularından biri belkide birincisi bunun çözümüde eğitimi günü birlik çözümlerle veyada ideolijik kaygılarla değil kalıcı ve bilimsel bir sistemle, egitim uzmanlarının rehberliğinde anca başarıya ulaştırabiliriz. Hürmetlerimle. 

 
Etiketler: Ülkemizin, Seçilecek, İlk, Başkanına, açık, mektup, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı